Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Söz

 Çalış. Her gün bir önceki günü geçmeye çalışır gibi çalış. Öyle yalandan değil ama. Mutsuz bir sabaha uyanıp, 10 yıl önce yaptığın kahvenin aynısından o sabahta yapıp, muhteşem manzarandan dışarı bakıp, birde içiyorsan üstüne bir sigara yakıp, bunları bitirip orada bıraktıktan sonra ölü bedenini işe sürükleyerek değil. Çünkü en korktuğun şeylerden birine dönüşmek aynen bu tarifle olur işte.  Şimdi elinde bir fırsat var. Geçmiş zamanlardan bir kaç kuble ile gelmiş bir düzen. Bu düzeni ister evir, ister çevir. Ama bir şekilde bunu gerçekleştir. Çünkü geçmişte yaşadığın pişmanlıkların hepsinin bir bahanesi olabilirdi. Ama bunun bahanesini bulamayacaksın. Çünkü elinde bir oyun hamuru varken, ondan ne yapacağını sen belirlersin. Bunu kafana sok, çünkü beyninde ki kıvrımlar can çekişmeden, saçların daha fazla beyazlamadan, istediğini almak zorundasın. Eğer bunu yapamazsan, ya da olur ya bir şekilde başarısız olursan, bu senin yüzünden olmasın. Ne olursun. Bu sefer yapabilirsin. Bu ...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Kör

Sadi ne oldu neyin var diyerek  başımda dikilmiş bekliyordu. Şaşkın şaşkın suratına bakıyordum ki devam etti o korkmuş haliyle, niye bağırıyorsun oğlum söylesene ne oldu? -Ne olmuş, ne bağırması dedim sadece. -Dalga mı geçiyorsun benimle, çık lan kafamdan diye bağırıyordun, birde ağladın mı sen? Onca yıldır buradayım hiç görmedim ağladığını senin dedi. -Doğruldum koltukta, bağdaş kurup gözlerimi ovaladım. Boş bakışlarla, rüyaydı herhalde, ya da umarım öyledir diye iç geçirdim. -Ne rüyası bu böyle, hem sen ne ara uyudun, kolay uyuyamazdın sözde, daha şimdi buradaydım diye sırıttı. -Anlatırsam soru sormayı kesecek misin dedim başımdan savarcasına. -Sen anlat düşünürüz dedi. Ormanın ortasında uyanıyorum, kapkara orman, sanki yeni yangından çıkmış gibi, yeşil bir şey göremiyorsun doğru düzgün. Gökyüzü parlak, masmavi, ama orman sanki soğuruyor o rengi. Sonra ayağa kalkıyorum, ama ayağa kalkmış gibi değilim, yani çok yükselemedim olduğum yerden diye düşünüyorum. aşa...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı  

Bağlı Balık

ÜstNot : Bu yazı yazıldığında bahsi geçen "Balık" hayatta idi. Ölümünün üstünden tam olarak 2 yıl geçen, 730 gün 1 dakika evvel hayatta olan " Sefa "nın anısına. Bağlı Balık Suyun içinde süzülmek garip bir his olsa gerek . Yer çekimi baskı yaptığı sürece , ne havada ne de yerde öyle bir imkana vücut kütlemin üstünde sahip olamayacağım muhtemel bir mucize ile karşılaşmazsam .  Yada sınırsızca duramayacağım hidrojen ve oksijenin bütünleşip ilişkiye girdiği oluşumun içinde . Alakası olmadığı halde , şunları karaladığım sırada karşımda duruyor olup ,  bu yazıya dahil olan sevgili balığım . Mavi bedenin ile zerre alakası olmayan kırmızı yüzgeçlerinden öpüyorum senin . Bağımlılık , daha doğrusu bağlılık her insana nasip olmadığı gibi her güzel şey içinde bahşedilmemiştir aslında . Kendi familyam olması dolayısıyla insanlardan bahsetmek benim için en doğrusu olsa gerek . Bir insan neye bağlı olabilir ki ? Neye bağlılık duyusuyla sabitlenir ? Dumanını ateş ede...

Ölümsel Bitki

(Müziği başlattıktan sonra okumanız daha iyi olacaktır) Gün doğumu . Yaşam batımı. Aşkın çiçek açmış haliyle, nar çiçeği edasıyla. Dalından kopartmak üzere hali hazırda filizlenmiş. İstikrarım ile idmanıma henüz başlamayı düşünür haldeyim. Başarmanın yarısı olan düşünmenin yarısıyla iç içeyim. Gelecekten gelen postalarla meşgul. O postaların fragmanı niteliğinde. Adımlarım sığ, yersiz ve hafif. Düşün ki iz bile çıkartamayacak halde peşimden gelenlere. Yüzdelik kısmın dışında sanırken tam ortasındayım her seferinde. "Sende mi atlayacaksın camdan" diyenlerin tam arkasındayım camdan atmak üzere. Anlık gelen hançer hissiyatı. Ucu kanlı, kanı temizlemek için atılan adımların her seferinde daha da çok bulaştırışı. Kıvrımların hareketsizliğinden, bedenin umursamazlığından, son sözüm dünya barışıdır diyen yalancıdan da beter halde ruh. İnsansın sen! Göz açıp kapamak kadardır ömür klişesinde gibi. Her klişenin yapılışından önce gelen "Bir klişe vardır ya!...

Uyur Görür

( Müziği başlattıktan sonra okumanız daha iyi olacaktır.) Doğruldum yerimden . Darmadağın her yer , o uyuyordu hala .Pencereden dışarı baktım , gidiyorlardı . Nereye diye bağırdım duymadılar . Pencereyi açtım , tekrar bağırdım . " NEREYE GİDİYORSUNUZ ! ". Arkalarına bile bakmadılar . Neyse dedim dönerler elbet . O hala uyuyordu . Üst kata çıktım . Mavi balığa yeminden verdim azıcık . Teşekkür etti . Rica ettim , el sıkıştık . Tahtalar gıcırdıyordu , değiştirmek lazım diye geçirdim içimden . Hatta bağırdım içimden . " Değiştirin lan şu tahtaları " . Eksik bunların bir kaç çivisi . Balık da bana katıldı . Yüzerken sıkıntı oluyormuş ona  da. Teşekkür ettim bana katıldığı için .Rica etti , el sıkıştık . Muhtemelen o hala uyuyordu . Çatı katında , odanın tam ortasında duruyordum . Hava bulutlu gibiydi . Balkonun kapısını açtım. Et ile beslenen Utricularia(yuitkularia) cinsi bitkiye baktım. O da kafasını bana çevirdi . Parmağımdan bir tutam alabileceğini söyledi...

Siyah

S esler çınladı ve beynim uyandı . Şimdi sağa mı dönmeliyim yoksa sola mı . Gözlerimi açarsam bir daha dalamayacağımı biliyorum şu lanet karanlığa . Gerçi ne kadar lanet olursa olsun bilinçsizlik durağı olması sebebiyle seviyorum uykuyu . Sonuçta en fazla rüya görebilirsin , yada ölebilirsin . Yani bir şey düşünme fırsatı olmuyor , yada kafandaki tilkiler dönmüyor o vakit .Yapmamalıyım bunu desem de mesaim başlıyor ve göz kapaklarım aralanıyor . Geçen binlerce gün olduğu gibi .Güzel en azından karanlık , ama kasvetli . Doğruluyorum , havalı kalkışlar , tatlı uyanışlar değil pek tabii . Kalkıp tuvalete gidiyorum . Aynada kendime bakıyorum , iğreniyorum . Kararsız kalıyorum , kendimle çatışıyorum . Acaba yüzümü yıkayıp ayılsam da şu görüntüden kurtulsam mı yoksa yıkamayıp yarı baygınlığın tadını mı çıkartsam görüntümden iğrenerek . Ayıl diyorum ayıl ! Yıkıyorum yüzümü . Kafamı kaldırıyorum maalesef değişen bir şey olmuyor . Yine aynı görüntü , yine aynı bakışlar . Odama geçiyorum...

Sesindeki Yalnızlık "#Şarkı Mevzuları #1"

Kahveyle diri kalan hücre , bunlar bizim merhabalarımız .   Nikotinle görülen her sabah bunlar bizim günaydınımız   . Bir unutuşun ortasındayız bunlar bizim elvedalarımız .

Takas

Takas B ir şeyler yazmak istercesine açılan bir sayfa . Gidenin arkasına takılmamak , düşenin elini tutmamak adına . Buz arifesinde titreyen bir yoksul teni gibi mahkum . En edebi kelimeleri sığdırmak adına , her insanın idrak etmesini zorlaştıran hatta bilakis edememesini amaçlayan bir söz dizimi . Şömine başı misali samimiyetsiz , her acı olayı filmlerdeki gibi mutlu sona bağlamaya çalışmak gibi . Filmin mutlu sonla bitmeyeceğini bildiği gibi , düşenin elini son defa tutayım derken koldan olurcasına gerçek . İlk okul sırasında silgiyle oynarken kapıdan bir çift hemşirenin elindeki piknik sepetini andıran çanta ile içeri girmesi kadar hayal kırıklığı . Aslında herkes bilir o çantadan iğne çıkacağını , elbet bir gün o içi sıvı dolu kılıcın koluna saplanıp seni gazi bırakacağını . Fakat hala elma armut ümit eder . Çok ince çizgidir zorunlu kabullenme . Kalanında hoşnut olacağın dakikaların hazzı sonucundan daha ağır basması sebebiyle unutu verirsin her yolun bittiğini , bitm...

Taneler "Şiir Mevzuları #5"

Taneler Gökyüzüne bakın efendim gökyüzüne . Ne kadar harika olduğu anladığınız an beyniniz yerinden oynayacak . Tersine dönerdi farketseniz  tüm bildikleriniz . Yer yerinden oynasa da sağır sultan duymayacak . Kuş cıvıltıları canlandıracak geceyi bir gün . Ay doğarken çaylarınız demlenmiş olacak . Gökyüzü ten rengine bürünecek birden . Suratlarınız maviye boyanacak . Bulutdan gözler yağmurlarını yağdıracak . Mıhlanıp kalacaksınız kök salmıştan hallice . Bir anda karlar dökülecek yapraklarınıza . Taşacaksınız kendi içinizde . Bir buğday tanesi misalinden farksızdı coğrafyamız . Bir tarladan ziyadeseyle anlamlar arayamadık  . Beyin denilen kıvrımdan oluşan illet . Yalnızca bize verilmemişti oysa , cılkını biz çıkarttık . Ey yokluktan var olup yokluğa küfür eden taneler . Kafanı çıkart bir bak demek ne mümkün kendini dağ sananlara . Yüzünü gösterebilmen bile bir haya meselesi olması gerekirken . Budaklanıp dalar oldun başkasının otağına . Filizlenen ...

Düşüyorum "Şiir Mevzuları #4"

Düşüyorum Ve şimdi süzülüyorum .. Aklınızın alabildiği fakat fikriniz de yer etmeyecek yükseklikten . Esrarengiz değilim hiç olmadığım kadar oyum aslında . Neyin üstündeysem o renkteyim . Yada siz öyle sandınız fazlasıyla . Hüzünler görüyorum .. Üstüne düştüğüm incir çekirdeğinin içini dolduramayacak hüzünler . Sonra beni havaya tekrar kavuşturacak güçte bir şey öğreniyorum . Aslında bunların sebebi yine kendinizmişsiniz , afallıyorum . Meraklanmayın sakın , her şeye rağmen düşmeye devam ediyorum . Ne aklınızın nede fikrinizin yetemeyeceği zamandan beri düşüyorum . Hepiniz bir araya toplansanız benim kudretime erişemezsiniz . Ve her birinizden destelerce olsa da malesef yetişemeyeceksiniz . Bir anda kaskatı kesiliyorum .. Bu kadar hüzünlü bir şeyin nasıl bu kadar mutlu olabileceğine şaşıyorum . Beni çokça şaşırtıyorsunuz aslında . Sonra beni görünce şaşırıp , benimle oyunlar oynamaya başlıyorsunuz . Meğersem ne çok biliyormuşsunuz beni . Hangi hızla in...

Elbet Bir Gün "Şiir Mevzuları #3"

Elbet Bir Gün Bir sabahın ışıltısı ne kadar aydınlatırsa geceyi , o kadar aydınlığım . Gökyüzünün nefesi kadar varım bir o kadar sabahım . İçine duygu yükleyip boşalttım yağmurları mı . Herkes şemsiyesini açtı , yerde kaldı yazdıklarım . Kendime dair kelimeler arşa yükseldikçe , bir bir kapıldı yalnızlıklarım . Çiçeğe böceğe şiir yazan çokta , hangi biri anlattı farkındalıkları . Kaç insan kendine sordu bu adam neden burada diye . Kaç tanesi haykırdı cevabını içten içe . Yıkın şu gökyüzünü arkadaş , yıkın da duysun devri alem . Sesini duyuramayanların güftesi olsun her bir söz . Belki bu gün olmayacak biliyorum ama Elbet bir gün görecek tüm gerçeği şu iki göz . Mecnun değilim ben nereden çıkardınız aşkı meşki . Hangi devrana nasip oldu ki size kalsın şu hayat . Bırakın , atın üzerinizden şu sisli kasveti . Kaç kişi şahit oldu kaç kişi duydu ki . Açık kumraldı zamanında bu tarlalar hep . Yavaş yavaş beyazlamaya başladı , az sonra inceldiği yerden kopacak . ...

Otuzluk Ağzı

Otuzluk Ağzı Sigaramdan bir yudum aldım , kahvemi de ciğerlerime kadar çektim içime . Yok yok bu işte bir terslik yok rahat olun .  Muhtemelen ters olan benim , iş değil . Balkonun kapısı gacır gucur ötüyordu önüne benim çıkmayan domateslerin saksısını iliştiri verdim . Zaten bu saat de tek rahatsız edici olan şey o değil ya neyse .. Oturdum iskemleme ha bu arada düşündüğünüz o mucizevi ortama sahip değilim yani az sonra içeriden gömleğimin üstünde olduğu bir hatun çıkmayacak . Yada kuş cıvıltılarıyla uyanmıyorum . Bir kaç senedir kunduzlar uyandırır beni , evet evet bildiğimiz karga çakması siyahi kuşlar işte .. Kahvemi de koklayarak içmem bu arada öyle şekile şukula gerek yok , suyu kaynattım , döktüm üçübirarada'yı içiyorum yani . Neyse uzatmanın alemi yok kısaca ekşınlı bir hayata sahip değilim . Balkonum okulun tam karşısındaki meslek lisesine bakar . Hah işte onlar asıl hadisenin sebebi . Aa bir dakika yahu bende bu koku nereden geliyor diyorum . Arkadaş iki k...

Ölmek İçin Yaşıyorsun "Şiir Mevzuları #2"

Ölmek için yaşıyorsun  Merhaba arkadaş , ağlayarak başladığın hayata sessizce son vereceksin Emekleyerek başladığın hayata koşarak son veremeyeceksin belkide Bir gece yastığa koyduğunda başını habersizce ruhun sıyrılacak vüvudundan E arkadaş ölmek için yaşıyorsun bu çaba niye ? Benden sana bir dost tavsiyesi ; Ebediyetten gelen kar tanesi olarak düşün hep kendini Öylesine parlak öylesine güzel görünecek yaşam sana Ama elbet eriyeceksin bir gün , önce su olacaksın sonra kaybolacaksın Şimdi biliyorum bana soracaksın neden bu düşünce diye Hazırlıklı ol , kimseye bağlama kendini diye Kimse , hiç kimse ağlamasın senin yüzünden Bırak boş ver sevmesin kimse seni ağlatma ardından kimseyi Bir kere yaşamalı çok çok ölmeli arkadaş En büyük kederler bizim için karşılıksız sevgiler Kör kuyular çıkmaz sokaklar bizim için Bizim için çat kapı gelen hüzünler Ey arkadaş sen ne çok korkuyorsun ölümden Bilerek mi geldin dünyaya Ansızın gideceksin anlasana Her defasında söyl...

Yolcu "Şiir Mevzuları #1"

Yolcu  Bakma üstadım ben güzel çıkmam fotoğraflarda . Ondandır adımı suya yazışım . Bari denizler unutmasın adımı . Son fotoğrafı çekildiğimde sevmemişti yanımdaki . Ondandır adımı havaya yazışım unutmasın fırtınalar sanımı . Son köşeyi dönen geri gelmeyecek bakma bilmediğimi sanar o . Ama aklımda her bir zerresi . İmkansızlığa koşar adımlarla yürüdüm hep . Bakmadım hiç arkama . Engellere gerdiğim göğsüm dermansız kaldı . Sözünden dönen namerttir dedim yazı uçtu sözü kaldı . En güzel kelimeleri koydum kalbimin postahanesine . Onunda pulu eksikmiş ardı sıra bana kaldı . Ama yılmadım üstadım .. Nede olsa garip yolcuyuz biz . On düşünür bir söyler . O biride 40 takla atarak anlatmaya çalışırız . Ben bilmem mi anlamadı beni kimse . Anladım diyende , diyişiyle kaldı sadece . O kızıl gökyüzü aldı beni benden Her bir ayrıntısını  nakış nakış işledi içime . Ben bakmaya doyamadım o afitap mucizeye . Doyamadım'daa baktığımla kaldım sadece . Bak üstadım imlas...

Ergenliğe Geçiş Sorunsalı

Bundan yıllaaaar yıllaar önce değil malesef .. Üzerinden 8-10 sene geçmiş "Hızlı" zamanlarımız tabi . Merve'nin çikolatası bizden sorular . Aynur desen kalemtraşı'ma hasta olmuş çıldırıyor . Okulun kızları önlüğümün yakasından tanırdı taa1 kilometre öteden . Öyle şekiliz yani siz anlayın . ... Neyse! Çok geriye gittik sanırım biraz daha yaklaşalım . Yine hızlı zamanlarımız bkz:egoboost(hızlı olmadığımız zaman olmadı da neys.)   Parklarda sürdüğümüz bisikletlerle ön kaldırıp hava attığımızı sandığımız zamanlar . Tabi o vakitler temiz yüzlü , zerre sivilcesi çıkmamış(garip biçimde çıkmazdı bende) , kumral saçlar , ortalama boy , fit boy olmasak da vardı giderimiz yani . Okula gider hatunlara yansırdım tutan olursa da hiç affetmez çakardım teklifi . "BENİMLE ÇIKARMISIN" . Tabi ki güzel zamanlardı canım inkar eden yok'da .. Yahu o nasıl bir teklif hacım biz nereye çıkıyoruz , klişe geyiklerden yapmayacağım şimdi yok merdivenmiş vs. . Okulda b...