Çalış. Her gün bir önceki günü geçmeye çalışır gibi çalış. Öyle yalandan değil ama. Mutsuz bir sabaha uyanıp, 10 yıl önce yaptığın kahvenin aynısından o sabahta yapıp, muhteşem manzarandan dışarı bakıp, birde içiyorsan üstüne bir sigara yakıp, bunları bitirip orada bıraktıktan sonra ölü bedenini işe sürükleyerek değil. Çünkü en korktuğun şeylerden birine dönüşmek aynen bu tarifle olur işte. Şimdi elinde bir fırsat var. Geçmiş zamanlardan bir kaç kuble ile gelmiş bir düzen. Bu düzeni ister evir, ister çevir. Ama bir şekilde bunu gerçekleştir. Çünkü geçmişte yaşadığın pişmanlıkların hepsinin bir bahanesi olabilirdi. Ama bunun bahanesini bulamayacaksın. Çünkü elinde bir oyun hamuru varken, ondan ne yapacağını sen belirlersin. Bunu kafana sok, çünkü beyninde ki kıvrımlar can çekişmeden, saçların daha fazla beyazlamadan, istediğini almak zorundasın. Eğer bunu yapamazsan, ya da olur ya bir şekilde başarısız olursan, bu senin yüzünden olmasın. Ne olursun. Bu sefer yapabilirsin. Bu ...
Düşün düşün düşün! Sorgula! Empati yap! "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!" Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında" Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte? İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken. Kimim ben? Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...