Ana içeriğe atla

Dükkan


Düşün düşün düşün! 

Sorgula! 

Empati yap! 

"Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!" 

Mıdır acaba?


"Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında" 

Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte? 


İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken. 

Kimim ben? 

Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alır, harcını verir, kenara çekilirim. Öfkeyi hüzünle takaslar, vitrinime yeni model heyecanlar yerleştirir, bir güzel parlatırım onları. Gogol'un Paltosunda ki memur kadarım. İşime yürekten değil, beyinden bağlıyım. Ne eksiğim ne fazlam var. İnsanları göklere çıkartamam, yerin dibinede sokmam. Haddim kadarım. En azından onu bilirim. Bu kadarım işte, bazen derimin altında, bazen yer yüzünün üstünde, kimisiyle yanyana çok uzaktan, kimisiyle başbaşa en derinden. Satılık bir kaç yıpranmış, eski fakat yoğun duygularım var, parayla değil ama sırayla. Önce hak edilecek sonra zerk. Hiç hissetmezsiniz merak etmeyin, işimin ehliyimdir haddimce. Dedim ya bu kadarım. Zaten hissetseniz de hissetmeyeceksiniz siz kıvrımlılar. Ya da biz. Sahi bende onlardan değil miyim? Onlar kim? Tanrı varmıydı? Karma mı, Buda mı? Kör talih mi yoksa kader mi? Varsa ben bu kadarım, işim bu, duygu satarım. Peki ya yoksa? Bu kadar vakit yalnız kalmış olamam bu dükkanın içinde. Yalnız kalamayacak kadar zenginim. Kafamın içinde ki tilkilerin kuyrukları birbirine değmemeli. Peki ya varsa? O zaman kızmaz mı bana? Derin, dükkanın, sermayen, demirbaşın benim demez mi? Sende benden bir toz var demez mi? Der. Demeli. Lütfen. 


Ne zaman kapanacak bu dükkan, benim mesai saatim dolmadı mı? Dolmalı mı? Mesela bu kadarım derken ne kadarım acaba? Kaç alev topu daha söndürürüm bu durakta. Eve gitmek istiyorum, ait değilim bu düzene. Ya git derse? Yanıma aldırır mı onu? Sahi kim bu? Sorulan mı? Soran mı? Sordurtan mı? Anlamadın değil mi. Bende anlamamıştım başlarda, sonra tam anlamıyla tekrar anlamadım. Ben düşünmeyeyim en iyisi, müşteri gelir şimdi. Tozunu pasını silmem gerek buraların. Ama ne zaman? Tilkiler gidince mi, dükkan kapanırken mi. Umarım sıra tilkilerdedir. 

Yine mi umarım? Bu seferde mi umarak son. Başka nasıl açık kalsın ki bu dört yanı yumuşak duvarlarla kaplı köhne bina. Açık kalsın mı? Ben düşünmeyeyim en iyisi. Bu kadarım işte. 


Fatih ŞANŞALI



























Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı