Ana içeriğe atla

Ölümsel Bitki


(Müziği başlattıktan sonra okumanız daha iyi olacaktır)

Gün doğumu .
Yaşam batımı.
Aşkın çiçek açmış haliyle, nar çiçeği edasıyla.
Dalından kopartmak üzere hali hazırda filizlenmiş.

İstikrarım ile idmanıma henüz başlamayı düşünür haldeyim. Başarmanın yarısı olan düşünmenin yarısıyla iç içeyim. Gelecekten gelen postalarla meşgul. O postaların fragmanı niteliğinde. Adımlarım sığ, yersiz ve hafif. Düşün ki iz bile çıkartamayacak halde peşimden gelenlere. Yüzdelik kısmın dışında sanırken tam ortasındayım her seferinde. "Sende mi atlayacaksın camdan" diyenlerin tam arkasındayım camdan atmak üzere.

Anlık gelen hançer hissiyatı.
Ucu kanlı, kanı temizlemek için atılan adımların her seferinde daha da çok bulaştırışı. Kıvrımların hareketsizliğinden, bedenin umursamazlığından, son sözüm dünya barışıdır diyen yalancıdan da beter halde ruh.

İnsansın sen!

Göz açıp kapamak kadardır ömür klişesinde gibi. Her klişenin yapılışından önce gelen "Bir klişe vardır ya!" diyişinden mütevellit. Halsiz. Canlı. Kansız bir insan.

Ölümsel bitkiden hallice. 


Fatih Şanşalı

Yorumlar

  1. Gerçekten çok anlamlı ve dokunaklı bir yazı olmuş. Eline sağlık...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı