Ana içeriğe atla

Uyur Görür

( Müziği başlattıktan sonra okumanız daha iyi olacaktır.)


Doğruldum yerimden . Darmadağın her yer , o uyuyordu hala .Pencereden dışarı baktım , gidiyorlardı . Nereye diye bağırdım duymadılar . Pencereyi açtım , tekrar bağırdım . "NEREYE GİDİYORSUNUZ !". Arkalarına bile bakmadılar . Neyse dedim dönerler elbet . O hala uyuyordu . Üst kata çıktım . Mavi balığa yeminden verdim azıcık . Teşekkür etti . Rica ettim , el sıkıştık . Tahtalar gıcırdıyordu , değiştirmek lazım diye geçirdim içimden . Hatta bağırdım içimden . "Değiştirin lan şu tahtaları" . Eksik bunların bir kaç çivisi . Balık da bana katıldı . Yüzerken sıkıntı oluyormuş ona  da. Teşekkür ettim bana katıldığı için .Rica etti , el sıkıştık . Muhtemelen o hala uyuyordu .

Çatı katında , odanın tam ortasında duruyordum . Hava bulutlu gibiydi . Balkonun kapısını açtım. Et ile beslenen Utricularia(yuitkularia) cinsi bitkiye baktım. O da kafasını bana çevirdi . Parmağımdan bir tutam alabileceğini söyledim ve uzattım. Beğenmemiş olacak ki oralı bile olmadı . Balık içeriden seslendi , "Senin ki geçen beni yemeye çalıştı" diye . "Ama sende onun tohumunu yedin geçen gün" dedim . "Bitki haklı , aranızda tartışmayın" diyerek uyardım. Özür dilediler. Rica ettim . El sıkıştık , Utricularia orta parmağımı ısırsa da sesimi çıkartmadım .O hala uyuyordu . Uyandırayım dedim .

Aşağı indim , yatak da değildi . O hala uyumuyordu . "Ne zaman uyandın dedim. Yoksa balık çok mu sesli konuştu ?". Cevap vermedi . Üstünü çıkardı . Duşa girecek herhalde diye düşündüm . Üst kata çıktı . Gıcırtı onunda sinirini bozuyor olacak ki eşyalarını topladı . Sanırım üst katı kullanmamak için aşağı taşıyacaktı . "Neden bunları giyinik halde yapmıyorsun" diye sordum . Cevap vermedi . Sanırım dün gibi bu günde iyi uyuyamadı . Neyse dedim bari kahve yapayım . O eşyalarını birbir  aşağı indiriyordu . Yeni bir dolap alırız sana dedim. Cevap vermedi. Sanırım kahve yapmamı bekliyordu. "Tamam tamam az kaldı" diye söylendim sessizce . Hatta bağırdım sessizce . "Tamam ulan kaç aylıksın" diye .Cevap vermedi .Verse şaşardım zaten. 
Tüm eşyalarını kapının önüne koydu . Ben kahven hazır diye söyledim içimden . Belkide bağırdım. Balığı sol koluna , Utricularia'yı sağ koluna sıkıştırmış şekilde indi aşağı . Sağ kolunun iç tarafı kanıyordu . "Acıktı bizimki herhalde" dedim , ekşimiş bir gülüş bıraktım "He he he" . Cevap vermedi . 

Kapıdan çıktı , eşyalarını sırtına aldı . İçimden söylendim sessizce "Ne güçlü kız be" diye . Bilmiyorum işte yahu belkide bağırdım . "E hani üst kat gıcırdıyor diye alt kata alıyordun eşyalarını , nereye gidiyorsun" dedim. Balık söze girdi , "Çok gıcırdıyor burası, hep yaptıracağım diyorsun ama icraat yok" . Utricularia balığa katıldı . Balık teşekkür etti . el sıkışacaklardı , Utricularia balığın yüzgecini yedi .Rica ederim dedi .Çıktılar . "İyide siz benimsiniz" diye bağırdım arkalarından , "burası sizin eviniz!". Cevap vermediler , verseler şaşardım ."Kapıyı kapatsaydınız bari" dedim sessiz sedasız .Gidiyorlar.
Bu sefer bağırdım , "Ulan kapı açık kapı bari kapıyı kapatın!" . 


Sefa koluma dokundu yavaşça , belkide çok sertti bilmiyorum . "Abi ne sayıklıyorsun yarım saattir yat yerine ya" diye .
"Ne işim var benim salonun ortasında?" dedim. 
" Ne bileyim ben gıcırdamaya uyandım" dedi . 
"Kapı niye açık Sefa ?
"Sen açtın ya uyurken" .
"Lan ben nasıl açacağım uyurken mantıksız herif!" diye bağırdım .
"Abi sen uyur gezersin" dedi .

Teşekkür ederim dedim . Rica etti . El sıkıştık . 

Uyandığım da , Sefa yoktu . Ben de gitmiştim zaten. Ben giden beni nasıl görmedim ? Kapı hala açıktı . Bağırdım sessizce kapıya , "Niye açılıyorsun!"diye . "Sen açtın ya abi" dedi . 
Teşekkür ettim . Rica etti . El sıkıştık .

Fatih Şanşalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı