Ana içeriğe atla

Elbet Bir Gün "Şiir Mevzuları #3"

Elbet Bir Gün




Bir sabahın ışıltısı ne kadar aydınlatırsa geceyi , o kadar aydınlığım .
Gökyüzünün nefesi kadar varım bir o kadar sabahım .
İçine duygu yükleyip boşalttım yağmurları mı .
Herkes şemsiyesini açtı , yerde kaldı yazdıklarım .


Kendime dair kelimeler arşa yükseldikçe , bir bir kapıldı yalnızlıklarım .
Çiçeğe böceğe şiir yazan çokta , hangi biri anlattı farkındalıkları .
Kaç insan kendine sordu bu adam neden burada diye .
Kaç tanesi haykırdı cevabını içten içe .

Yıkın şu gökyüzünü arkadaş , yıkın da duysun devri alem .
Sesini duyuramayanların güftesi olsun her bir söz .
Belki bu gün olmayacak biliyorum ama
Elbet bir gün görecek tüm gerçeği şu iki göz .

Mecnun değilim ben nereden çıkardınız aşkı meşki .
Hangi devrana nasip oldu ki size kalsın şu hayat .
Bırakın , atın üzerinizden şu sisli kasveti .
Kaç kişi şahit oldu kaç kişi duydu ki .

Açık kumraldı zamanında bu tarlalar hep .
Yavaş yavaş beyazlamaya başladı , az sonra inceldiği yerden kopacak .
Bir damla daha düşecek karanlığa .
Yine , yeniden yok olacak .

Cazibesini kaybetmeye başladı zamane hayalleri .
Şimdi yerini  yenileri alacak .
Düşünsene ey arkadaş güneş bir gün batmayacak .
Ya hayal kuracak zamanın kalmaz ise? O zaman ne olacak .

Bahçendeki çiçeklerin solacak bir gün .
Ardından kapında ki gazeteler birikmeye başlayacak bir bir .
Belki bir kaç gün arayacak gözler seni .
Sonrasında toprağa değil zamana gömülecek ruhun .

Kaybolan şey bedenin değil hayallerinin ta kendini aslında .
Unutmadan hatırlatayım o kırmızı bisiklet , o güzel ev umurunda değil artık .
Baksana yükseliyorsun şemsiye açtığın bulutlara .
Sen giderken yenisi gelecek belki bu gün olamasa , elbet bir gün olacak .



#Bir gün geri gelecek tüm yağmurlar , haykıracak açmayın şemsiyelerinizi diye !

Fatih ŞANŞALI





                                 ©YazanYazar   2015                                    
Tüm Hakları Saklı Değildir !

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı