Ana içeriğe atla

Siyah



Sesler çınladı ve beynim uyandı . Şimdi sağa mı dönmeliyim yoksa sola mı . Gözlerimi açarsam bir daha dalamayacağımı biliyorum şu lanet karanlığa . Gerçi ne kadar lanet olursa olsun bilinçsizlik durağı olması sebebiyle seviyorum uykuyu . Sonuçta en fazla rüya görebilirsin , yada ölebilirsin . Yani bir şey düşünme fırsatı olmuyor , yada kafandaki tilkiler dönmüyor o vakit .Yapmamalıyım bunu desem de mesaim başlıyor ve göz kapaklarım aralanıyor . Geçen binlerce gün olduğu gibi .Güzel en azından karanlık , ama kasvetli . Doğruluyorum , havalı kalkışlar , tatlı uyanışlar değil pek tabii .

Kalkıp tuvalete gidiyorum . Aynada kendime bakıyorum , iğreniyorum . Kararsız kalıyorum , kendimle çatışıyorum . Acaba yüzümü yıkayıp ayılsam da şu görüntüden kurtulsam mı yoksa yıkamayıp yarı baygınlığın tadını mı çıkartsam görüntümden iğrenerek . Ayıl diyorum ayıl ! Yıkıyorum yüzümü . Kafamı kaldırıyorum maalesef değişen bir şey olmuyor . Yine aynı görüntü , yine aynı bakışlar . Odama geçiyorum . Ufak su ısıtıcısını alıp su koyuyorum içine bir karton bardağa yetecek kadar . Sonra fişe takıyorum , fokurdama sesini bekliyorum . Düzgün çalışırsa bir dakika yirmi sekiz saniye sürüyor suyun ideal kıvama ulaşması . Karton bardağı alıyorum , içine kahveyi döküyorum üstüne 1 şeker atıyorum ve fokurdama başlıyor . Fişten çekiyor ve bardağa döküyorum . Her zaman ki gibi tam yetiyor su . Yatağa yatıyorum ve karıştırıyorum bardağı tahta kaşıkla . Sonra bir sigara yakıyorum , ilk önce kahveyi yudumlayıp sonra bir fırt çekiyorum . İşte günümün en güzel anı diye geçiriyorum içimden . Bir kahveyle mutlu olabilecek bir adam olarak boktan şeylerle de mutsuz olabiliyorum hayli . İlk önce sigara bitiyor tabi ki , sonra kahvemin son yudumunu alıyorum . Karton bardağı diğerleriyle birleştirip masanın en köşe , devrilme riskinin en aza indiği kısma koyuyorum ki su içerken masayı temizlemek zorunda kalmayayım .Kasvet rahatsız etmeye başlıyor , bunu bir yudum su ile çözebileceğimi düşünüyorum fakat etki etmiyor . Yataktan kalkmak zorunda kalıyorum çaresizce . Perdeye yönelip açıyorum ve gözlerim kamaşıyor . Kapatıyorum içim boğuluyor . Perdenin önünde beş dakika düşünüyorum ne yapmam gerek diye . Perdeyi yarım açmak gibi bulunması zor bir fikir geliyor aklıma . Soldaki perdenin yarısını açıyorum . Sonra içeride ki koku geliyor aklıma . Camı da yarım aralamak gibi dahiyane bir fikri işleme koyuyorum .

Ve yatağıma dönüyorum . Bir şeyler yapma dürtüsü içimi yiyip bitirirken aklıma tavanda ki yazıları okumak geliyor . Tavana dönüyorum , tırnaklarımı yeme fikri cezbetse de tavandan yana kullanıyorum şansımı . Tavanda yazı yazmıyor bu sefer . İnce kıvrımlı elastik solucanımsı cisimler görüyorum . Bir sağa bir sola kaçışıyorlar , bir birlerine değmeme çalışır gibiler . Ama her seferinde çarpışıyorlar . Sonra çarpışanlar yok oluyor ve yenileri geliyor bu sefer her yok olan adına iki tane geliyor , siyah ve elastik . Gözlerim büyüyor her seferinde iki katı çıkıyor ve iki katı , iki katı oluyor .Tavanda yer kalmıyor , bir tanesi o buhrandan sıyrılıyor ve karşımdaki duvara geçiyor , tek başına ve sakin. Mutlu oluyorum , daha da doğruluyorum yerimde , umutla bakıyorum ona . Yapabilirsin demek istiyorum ama hiç bir şey çıkmıyor ağzımdan . Sonra onun kaçtığı deliği bir tanesi fark edip içeri giriyor o da . Geriliyorum . Gözlerim tekrar büyüyor . İkisi de yan yana geliyor fakat çarpmıyorlar , Daha da geriliyorum , tavan simsiyah olmuş karman çorman siyahlıklar her seferinde çoğalırken , her seferinde iki katına çıkıyorlar . Orayı unutmam gerek diyorum kendime . Karşına bak , önüne bak ! Karşıma baktığım an acı gerçek zerk ediyor ve temiz beyaz duvardaki ikili çarpışıyor , Ve dört oluyorlar , dört birden on altı oluyor . on altı , iki yüz elli altı oluyor . Gözlerime yansıyan karşımda ki beyaz duvarda kararmaya başlıyor . Bir tanesi yan duvara geçiyor , ardından diğeride fark ediyor o da peşinden gidip tekrar çarpışmaya başlıyorlar . tekrar tekrar tekrar ! Dört duvar artı bir tavan simsiyah oluyor , kasvet den açtığım perdeler gözükmüyor , elimi suya uzatıyorum ve karton bardak yığını düşüyor son içtiğim kahvenin dibinde kalan son damlalar dökülüyor , terlemeye başlıyorum , suya uzanamıyorum , siyahlar çoğalıyor , yere sıçrıyorlar , bir çare bir el arıyorum , ne olur kapı çalsın diyorum , geçen saatler sanki aylar yıllar gibi geliyor , yorganı kafama çekiyorum , DAL! diyorum ÇABUK UYKUYA DAL!


Uyanıyorum , yataktan kalkıp tuvalete gidiyorum , halime bakıyorum , kararsız kalıyorum , yarı baygın odama geliyorum , ısıtıcıyı prize takıyorum ,tek şeker atıp içine suyu döküyorum , perdeyi ve camı yarı aralıyorum , Tırnakları mı tavını mı seçsem diyorum , son yudumu alıp karton bardağı diğerlerinin üstüne koyuyorum ,  Kafa mı yukarı kaldırıyorum , siyahlık görüyorum , çoğalan siyahlıklar . Yorganı kafama geçiyorum ..



Fatih Şanşalı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı