Ana içeriğe atla

Yolcu "Şiir Mevzuları #1"



Yolcu 




Bakma üstadım ben güzel çıkmam fotoğraflarda . Ondandır adımı suya yazışım . Bari denizler unutmasın adımı .
Son fotoğrafı çekildiğimde sevmemişti yanımdaki . Ondandır adımı havaya yazışım unutmasın fırtınalar sanımı .
Son köşeyi dönen geri gelmeyecek bakma bilmediğimi sanar o . Ama aklımda her bir zerresi .
İmkansızlığa koşar adımlarla yürüdüm hep . Bakmadım hiç arkama .

Engellere gerdiğim göğsüm dermansız kaldı .
Sözünden dönen namerttir dedim yazı uçtu sözü kaldı .
En güzel kelimeleri koydum kalbimin postahanesine .
Onunda pulu eksikmiş ardı sıra bana kaldı .

Ama yılmadım üstadım ..
Nede olsa garip yolcuyuz biz .
On düşünür bir söyler . O biride 40 takla atarak anlatmaya çalışırız .
Ben bilmem mi anlamadı beni kimse . Anladım diyende , diyişiyle kaldı sadece .

O kızıl gökyüzü aldı beni benden
Her bir ayrıntısını  nakış nakış işledi içime .
Ben bakmaya doyamadım o afitap mucizeye .
Doyamadım'daa baktığımla kaldım sadece .

Bak üstadım imlasına noktasına bakacaklar şimdi bunun .
Ardından bir fikir patlatacaklar . Burada virgülü eksik diye .
Kağıtta yazana vurdular mührü'de , peki ya aklıma kim vuracak ?
Ben virgülü kanca yaptımda kalbime astım , onu kim anlayacak .

Ben yoluma koyulayım artık üstadım gidilecek yol çok .
Söz verdim bir kere dönmek olmaz artık .
Tek bir söz söyleme yetişemem sonra kuşlara .
Ömür pahası oldu gördüklerim . Ama az kaldı bilirim.



Zaman geçiyor üstadım , kulaktan dolma bilgilerle bitirdik ömrü  .
Geçen her zaman için bir bulut koydum torbama .
İçinede azıcık güneş bırakıverdim .
Yağmurları üşür ise ateş olsun suyuma .


Fatih ŞANŞALI  


                                                        
                                  ©YazanYazar   2015                                    
Tüm Hakları Saklı Değil !

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Söz

 Çalış. Her gün bir önceki günü geçmeye çalışır gibi çalış. Öyle yalandan değil ama. Mutsuz bir sabaha uyanıp, 10 yıl önce yaptığın kahvenin aynısından o sabahta yapıp, muhteşem manzarandan dışarı bakıp, birde içiyorsan üstüne bir sigara yakıp, bunları bitirip orada bıraktıktan sonra ölü bedenini işe sürükleyerek değil. Çünkü en korktuğun şeylerden birine dönüşmek aynen bu tarifle olur işte.  Şimdi elinde bir fırsat var. Geçmiş zamanlardan bir kaç kuble ile gelmiş bir düzen. Bu düzeni ister evir, ister çevir. Ama bir şekilde bunu gerçekleştir. Çünkü geçmişte yaşadığın pişmanlıkların hepsinin bir bahanesi olabilirdi. Ama bunun bahanesini bulamayacaksın. Çünkü elinde bir oyun hamuru varken, ondan ne yapacağını sen belirlersin. Bunu kafana sok, çünkü beyninde ki kıvrımlar can çekişmeden, saçların daha fazla beyazlamadan, istediğini almak zorundasın. Eğer bunu yapamazsan, ya da olur ya bir şekilde başarısız olursan, bu senin yüzünden olmasın. Ne olursun. Bu sefer yapabilirsin. Bu ...