Ana içeriğe atla

Otuzluk Ağzı


Otuzluk Ağzı



Sigaramdan bir yudum aldım , kahvemi de ciğerlerime kadar çektim içime . Yok yok bu işte bir terslik yok rahat olun .  Muhtemelen
ters olan benim , iş değil . Balkonun kapısı gacır gucur ötüyordu önüne benim çıkmayan domateslerin saksısını iliştiri verdim .
Zaten bu saat de tek rahatsız edici olan şey o değil ya neyse ..

Oturdum iskemleme ha bu arada düşündüğünüz o mucizevi ortama sahip değilim yani az sonra içeriden gömleğimin üstünde olduğu bir hatun
çıkmayacak . Yada kuş cıvıltılarıyla uyanmıyorum . Bir kaç senedir kunduzlar uyandırır beni , evet evet bildiğimiz karga çakması
siyahi kuşlar işte .. Kahvemi de koklayarak içmem bu arada öyle şekile şukula gerek yok , suyu kaynattım , döktüm üçübirarada'yı içiyorum
yani . Neyse uzatmanın alemi yok kısaca ekşınlı bir hayata sahip değilim .


Balkonum okulun tam karşısındaki meslek lisesine bakar . Hah işte onlar asıl hadisenin sebebi . Aa bir dakika yahu bende bu koku nereden
geliyor diyorum . Arkadaş iki kelam edeceğiz diye güzelim tost'dan olduk . Neyse yüzünün yanığını kazıdıktan sonra yanık kokan tostum ile yerime oturdum yine .
Gençlerin zilinin çalmasına tam 14 dakika var . Her gün 8:30'da girerler okula . Çıkışlarına denk gelmem pek , sanırım saat üç , dört arası
çıkıyorlar .

Şöyle bir bakıyorum da bizim zamanımızda böyle değildi arkadaş ..

Tamaam tamaamm girmiyorum o konulara .


Siyah saçlı , esmer olan etrafa bakıyor ,  bu üçüncü çıkışı okulun kapısından , birini bekliyor olacak ki gözleri yaldır yaldır etrafta hep .
Hıh bak bizim süper gençlerde geldi ,okulun sporcu tayfası . Havalı havalı yürüyüşler kızlara bakış atmalar falan . Sporcular
sporcu olmalarına da , her öğlen gelir benden sigara ister keratalar . Boyu uzun olan fena yürek yakacak ilerde belli . Faik abi
diye bağırırlar her sabah , balkonun altına gelip . E kıramam bende gençtirler sonuçta . Severler sanırım beni , yani ben öyle düşünüyorum en azından ..
 Zilin çalmasına sekiz dakika kala asıl ilgi alanım olan grup geliyor yavaştan .

Köşelerine geçti her biri . Birer sigara ateşlediler . Sigarayı içişleri bile garip bunların arkadaş . Konuşmaları doğu şivesiyle değil
bir garip . Doğu şivesi olsa can feda ama bunlar ayrı gezegenin evlatları herhalde . Birisi ümüğünü sıkarmışcasına çıkıyor sesleri . Çoğuda ipince çocuklar . Ben bilirim onların neden böyle kuruyup kaldıklarını da
neyse . Hele şu kızlara ne demeli , bak bak saçını sarıya boyatan mı ararsın , pantolonunu göbeğine kadar çeken mi arasın , yoksa
şu trafik lambasından hallice kıyafetlerine mi . İçim içimi yese de engel olamıyorum onlara , tam 5 senedir bu çıktı başımıza . Afilli sözleri sessizce ederdik biz kimse duymasın'da yanlış tanımasınlar bizleri diye . Bunlar besbelli duyurmak için garip sözler , kafiyeli cümleler kuruyor .
Ah be gençler ben otuz yaşıma geldim hala anlayamadım sizi .


Bizim zamanımız diyicem kızacaksınız yine tamamda arkadaş bizde sigara içerdik , bizde sizler gibi kızlarla gezip tozardık ama siz başka
oldunuz . Erkek olanları trafik lambasına bürününce mabadı tavana erişir oldu . Kızlar kişiliği yerine dişiliği ile boy ölçüşür hale geldi .
Bizim zamanımızda utananın peşinden koşulurdu, şimdi utanan'dan tiksinir olmuş güzide gençlerimiz . Her biri farklı telden çalıyor , elini tutmasına izin vermeyen kızın suratına bakmıyor , diğeri hatunla yaptığı cinsel konuşmaları saniyesinde diğer arkadaşına anlatıyor . Ve bunları marifet olarak görüyor . E tabi canım erkeklik dediğin tek dişi kalmış abazan nasıl olsa değil mi aslanım ? 35 saniye kaldı zillerinin çalmasına .


"Hoopp dayı" diye seslendi birisi irkildim bir an . Ne yapıyorsun sen diye bağırıyorlar , kızlar kıkır kıkır gülüyor bir yandan yürürken .
Meğersem saate bakıcam diye elimdeki kahve bardağını da çevirivermişim aşağı doğru . Tabi haliyle balkonun altında sigarasını gizleyen gençlerin tepesine dökmüş bulunmuşum kahveyi .
Aman koçum kusura bakma demeye kalmadan Müdür Nafiz bey in sesini duyunca dikkatleri benden dağılıyor çocukların . Haldır huldur
koşuşturmaca gitmeye başlıyorlar okula . Üst komşu Selma hanımın söylediğine göre eğitim alacağına sevinmekten ziyade yok yazılmayayım diye giriyorlarmış meğersem . Onunda oğlan pek bir haylaz tabi sabah akşam müziğin sesini kısmaz da , hatır gönül meselesi olunca sesimide çıkartamıyorum . Ne yapalım yani çocuğun başını gövdesinden mi ayırayım .

Neyse dedik yine .

Yanık tadlı tostumun son lokmasını atıyorum ağzıma . Gençlerin arkasından gözlerimi kısarak bakıyorum . Bizim esmer kız'da sırada ,
sporcu afilli çocuklarda , "Hoop Dayıı" diye bağıran gök kuşağı gibi giyinmiş gençlerde orada. Hepsi bir arada .
   Hepsi aynı adla anılacak , kurunun yanında yaş'da yanacak . Sporcusuda genç diye anılacak esmeri de . Fosforlusu da aynı safhaya koyulacak
dip boyası gelmiş on yedi yaşında baldız makyajı yapıp okula gelen kızımızda . Pırıl pırıl kalplerini yontmak gerek diye geçirdim aklımdan .

Olsun dedim içten içe ,  belki bir gün hepsi akıllanacak , kendine gelecek , ben ne yapıyorum diyecek ...

Domates saksısını kapının önünden çekip gacır gucur kapatıyorum kapımı . Yarın , yarın ve yarın yine burada olacağım . Gençleri izleyip
iç yanacağım . 



Fatih ŞANŞALI - "Otuzluk Ağzı" 






Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı