Ana içeriğe atla

Takas

Takas


Bir şeyler yazmak istercesine açılan bir sayfa . Gidenin arkasına takılmamak , düşenin elini tutmamak adına . Buz arifesinde titreyen bir yoksul teni gibi mahkum .
En edebi kelimeleri sığdırmak adına , her insanın idrak etmesini zorlaştıran hatta bilakis edememesini amaçlayan bir söz dizimi . Şömine başı misali samimiyetsiz ,
her acı olayı filmlerdeki gibi mutlu sona bağlamaya çalışmak gibi . Filmin mutlu sonla bitmeyeceğini bildiği gibi , düşenin elini son defa tutayım derken koldan
olurcasına gerçek .

İlk okul sırasında silgiyle oynarken kapıdan bir çift hemşirenin elindeki piknik sepetini andıran çanta ile içeri girmesi kadar hayal kırıklığı . Aslında herkes bilir
o çantadan iğne çıkacağını , elbet bir gün o içi sıvı dolu kılıcın koluna saplanıp seni gazi bırakacağını . Fakat hala elma armut ümit eder . Çok ince çizgidir zorunlu
kabullenme . Kalanında hoşnut olacağın dakikaların hazzı sonucundan daha ağır basması sebebiyle unutu verirsin her yolun bittiğini , bitmese de döndüğünü , yada karşına
bir çevirme olacağı . O güne kadar çok selektör yapmışlardır karşı şeritten ama hazdan ballar gözden damlarken açamamışsındır gözünü . Herkes cesaretlidir zannımca .
Her insan o çevirmeye göz göre göre girer , dönüşü bildiği halde o gaza basar .

Yol dönünce , bitince , en kötü çevirme çıkınca tartıyı alır önüne bu sefer . Hayatının rolünü keser kendisine . O ana kadar aldığı haz ile çevirmeye geldiği vakit
kesilen cezayı kıyaslar . Sonucunu hiç bir noterin umursamadığı bir duygu satar kendine . Cezanın külfeti geçse dahi hazzı , umursamaz . Çünkü o duygu satıldı bir kere
bizzat kendi tarafından . Ne olursa olsun aldığı haz daha önemliydi gidilen yoldan , kesilen cezadan . Ancak ödeme günü farkına varır her biri . Omuzuna bindi mi taşlar
saatler ötmeye başlayıp , çanlar tınladığı vakit bir "DANK!" sesi kafada . Gününün geleceğini bile bile koşulur üstüne bazen . Haddini aşa aşa yapılır her hareket .
Cezası kimine ceza kimine ferahlama olur . Kendi kafasına koyduğu taşı yine kendi çekince , o vakit rahatladı sanır insan.

Fatih ŞANŞALI

#Kendi kafasına koyduğu taşı yine kendi çekince , o vakit rahatladı sanır insan.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Çarpı İki

 Sevgili Günlük; Bu gün 48 yaşıma basışımın  yirmi birinci saati. Neler değiştiğine anlam vermeye çalıştığım vakitlerden birinde daha beraberiz. Sanırım bu geçen 48 yılda en çok konu olan şey, unutulan onca anı. Beni üzen ise o unutulan anıların yerine yenilerini koyamıyor oluşum. Bu duygusallıktan mı yoksa tam tersi duygusuz oluşum sebebiyle mi anlam veremiyorum. Adımlar atmaya çalışıyorum, hem kendime hem insanlara. Ama beceremiyorum. Yorgunluklar, üzüntüler, kırılmalar da yaşım sebebiyle daha çok yoruyor beni. Sanki beynim her şeyi ikiye çarparak bana geri veriyor gibi. Ne kadar çok üzülürsem o kadar mutlu oluyor gibiyim, çünkü o kadar acıkıyorum aslında negatiflikten çıktığımda pozitife. Ama aynı şekilde dibe vuruyorum bir anda, o da tokluğun getirdiği ağırlıktan olsa gerek.  Beynimin aldatmalarına hakim olmaya çalışıyorum. Ama bunu bana düşündürtenin beynim olduğunu unutuyorum. Suç mahallini inceleyip katili yakalaması emredilmiş katil dedektif gibi. Kendi delillerim...

Dükkan

Düşün düşün düşün!  Sorgula!  Empati yap!  "Hayat sen planlar yaparken yaşadıklarındır!"  Mıdır acaba? "Tam ait olduğum yerdeyim. Derimin altında. İstersem Taj Mahal'de kahvaltımı yapar, istersem Adriyatikte batırırım günümü. Tam ait olduğum yerdeyim. derimin altında"  Olur mu ki öyle? Batar mı güneş Adriyatikte?  İnsanları anlama senesi. Her tamam diyişin altından yeni bir numune baş veriyor kemiğin ete bürünmüşünden. Anlamsız anlama seansları düzenleniyor her sabah, akşama kadar bir fiil. Gerekliliği tartışılsada sözler veriliyor, dedikodular yapılıyor, haklar sorgulanıyor ve ardından yargılama! Beyin kıvrımları içinde neler döndüğünü anladım dediğin her safhada yeni bir kıvrım kıvrılıyor. Sanki bana inat eder gibi. Nispet yapar gibi. Küfür eder gibi. Peki ya ben? Ben çok mu farklıyım bu müsveddelerden aynı kıvrımlara sahipken.  Kimim ben?  Duygu satıcısı bir mahluk. İşim bu, benim sahip olduğum gömlek bu kadar basit. Duygu satarım. Mutluluk alı...

Şeffaf

Ve en çok da kimi örnek almam gerektiği karıştırdı aklımı. Kime tutsam elimde kalıyor kim tutsa elim kalıyor. 9 yaş sendromunun hissiyatı, babalar kahraman anneler melek ve çocuklar şeker. Kahramanlar yalan melekler muallakta ve şekerler erir. Geriye bir kaç çizgiroman, sahte resimler ve karıncalara ziyafet. Ortaya çıkan vaziyet dolayısıyla şekerler mutlu, melekler karıncalardan muzdarip, kahramanlar ise şeffaf. Fatih Şanşalı